Eşref Rüya”: Yeni Yüzlerle Aynı Hikâyeler


Televizyon ekranlarında yine tanıdık bir hikâye başlıyor: karanlık sokaklar, silah sesleri, hesaplaşmalar, güç savaşları ve susturulamayan öfke. “Eşref Rüya”, bu kez daha stilize bir ambalajla karşımıza çıkıyor. Ama içeriğe biraz dikkatle bakıldığında, aslında çok da yeni bir şey anlatmadığı hemen fark ediliyor.
Başrolünde "karizmatik" ama bir o kadar da şiddeti meşrulaştıran bir adamın yer aldığı bu yapım, Türk televizyonlarında uzun süredir süre giden “vur-kır-dizilerini” farklı bir kostümle yeniden sunuyor. İsmi “rüya” olan bir dizinin, gerçek hayatta her gün karşılaşılan şiddeti ve mafya estetiğini yüceltmesi, ironik bir çelişki olarak öne çıkıyor.
Aynı Sözler, Farklı Ağızlar
Son on yılın dizi arşivine şöyle bir dönüp bakıldığında, silahın kabzasına oyulmuş sloganların, gömlek altına gizlenmiş kelepçelerin ve “bu mahallede kuralı biz koyarız” repliklerinin ekranları işgal ettiğini görmek zor değil. “Eşref Rüya” da bu kalıpları kırmak bir yana, onları yeniden cilalayıp sunmakla yetiniyor.
Evet, görüntü kalitesi yüksek. Evet, oyuncular yetenekli. Ama mesele şu: hikâye ne kadar tanıdık olursa, etkisi de o kadar azalıyor. Özellikle bugünün izleyicisi, klişeleri çok daha çabuk ayıklıyor ve “daha önce de izlemiştim” hissine kapıldığında ilgisini çabucak kaybediyor.
Türkiye’de Dizi Denince Ya Mafya Ya Melodram
Türk dizilerinin uzun süredir iki ana eksende döndüğü bir gerçek: ya mafyatik çatışmalar ya da acılı aşk hikâyeleri. Oysa toplum bu kadar çok yönlüyken, anlatılar bu kadar tek yönlü olmak zorunda mı?
Her sezon yüzlerce karakter, elinde silahla ekranda yürüyor. Bu figürler, izleyiciye adaletin ancak kişisel intikamla sağlanabileceğini, gücün sesle, öfkeyle ve şiddetle şekillendiğini fısıldıyor. Bu söylem o kadar yerleşmiş ki, artık başrolde polis, savcı, öğretmen, çiftçi değil; neredeyse hepsi bir “illegal düzenin” içinde yer alıyor.
“Eşref Rüya”da da benzer bir tablo karşımıza çıkıyor: geçmişi karanlık ama bakışı derin bir adam, sert ama yufka yürekli dostlar, tehlikeli ama onurlu bir düşman… Liste uzayıp gidiyor. Bu karakterler, artık özgün değil. Çünkü çoktan yüzlerce benzeri üretildi.
Şiddetin Estetikle Sunumu
Tehlikeli olan, bu dizilerin sadece şiddeti göstermesi değil; onu estetikleştirmesi. Kamera açılarıyla, müziklerle, stilize hareketlerle izleyiciye “bu adam etkileyici” dedirtmeyi başardıklarında, aslında ahlaki sınırlar da bulanıklaşıyor. Kimi izleyici için bu sadece kurgu. Ama özellikle genç izleyiciler için bu karakterler, hayranlık duyulan figürlere dönüşebiliyor.
Televizyon, hâlâ Türkiye'de en güçlü kültürel araçlardan biri. Ve bu gücü şiddeti romantize etmek için kullanmak, artık sadece basit bir senaryo tercihi olmaktan öteye geçiyor.
Son Söz: Gerçek Rüya Ne Zaman Anlatılacak?
“Eşref Rüya” belki ilk bölümlerinde yüksek reytingler alacak. Belki sosyal medyada gündem olacak. Ama sormak lazım: Gerçekten yeni ne söyledi?
Bu topraklarda anlatılmayı bekleyen yüzlerce hikâye var. Eşref Rüya gibi diziler, bu hikâyelerin önünü kesiyor. Daha cesur, daha insani, daha yaratıcı anlatılar ise hâlâ o büyük “ilk adımı” bekliyor.