öykü Haberleri
Kültür SanatDeli Yusuf
Ege’nin gözlerden ırak, küçücük bir koyunu çevreleyen zeytin, mandalina, portakal ağaçları ve ormanlar içine gizlenmiş bir köy. Kasabaya ormanların içinden geçen, dar ama bakımlı bir yol ile ulaşılıyor. Gerçi insanların pazar alışverişleri dışında kasaba ile ilişkileri fazla olmuyor. Küçük bir ilkokulda görevli dört öğretmen var. Köyün ortasındaki caminin, cuma günleri ve bayram namazı dışında faz
Kültür SanatSoluk
Işık, insanın yüzüne asılan bir yalandı. Gün, aynalara karşı salınır; geceler ise, aynaları kırardı. İnsanlar kırık camlardan sızan seslere kulak kapadı. Çünkü her ses, karanlığın bir kırık parçasıydı. Gündüz, kusurlarını örtmek için karanlığı yarattı. İnsan, karanlıkta ilk defa içinden geçen ikinci nefesi hissetti. Bu soluk, şehvetli, ıslak ve yabancıydı. Güneşin göğsüne eğildi soluk, bütün irinl
Kültür SanatEmeklinin Ölümü
Uzun yıllar çalışmış, çabalamış, yorulmuş bedenleri dinlendirme vaktidir emeklilik. Ömrümüzün son demi de diyebiliriz. Hafta sonu ve tatil günlerinde çalışma hayatının o monoton çarkından uzaklaşılır. Hafta içi her gün aynı saatte kalkmak, işine gitmek, trafik kaosu sonrası uyuyuncaya kadar geçireceği birkaç saat, sosyal yaşamının belki de en güzel anlarıdır ailesiyle. Sahil kasabaları emeklilerin
Kültür SanatMehmetçik Mehmet
Mevsim kış; sarp kayalıklardan oluşan kasvetli dağlar beyaza bürünmüş… Mavi ile beyazın birbirine geçtiği bu güneşli ama soğuk günde, karakolun bahçesinde askerler… Soğuğa karşın üçlü sıra halinde dizilmiş, komutanlarına bakıyorlar… Karakol komutanı yanındaki astsubayla tekmil aldıktan sonra, askerlerinin yüzlerine baktı; “hadi komutanım, bitir şu içtimaı da dağılalım” dercesine askerler de ona ba
Kültür SanatBuz Kaplı Sadakat
Ak kar kütlelerinin kapladığı kirli sularla çamurlaşmış yolu geçerken aklında sadece tek bir düşünce vardı: “Acaba üşüyor mu?” Uzun, ince fakat küçücük parmaklarını soğuk gövdede gezdirdi. Sanki tüyler ellerini değil de bu kış kadar soğuk olan içini okşamıştı. “Umay” diye seslenmek istedi fakat isim, dudaklarının kenarında çatlak bir buz tabakası gibi donup kaldı. Hiçbir işe […]
Kültür SanatToprağın Kucağına
Yamuk tasarlanmış odanın en yalnız hissedilebilecek karanlıktan yoğurulma ücra bir köşesindeyim. Perdeler hep kapalı olduğundan odadaki kasvet, dimağımın canlı anılarını örtüyor. Yatağın üzerinde ölgün bir ruh hali ile uzanmış gövdeden ter kokularıyla karışık sigara dumanı geliyor. Bu duman odanın gri olan dört bir duvarına çarpıp yüreğimin içine yerleşiyor. Kokulu ve sıska gövdenin yataktan çıkma
Kültür SanatKutudaki ceset
Toroslar’ın Akdeniz’le kucaklaştığı şirin bir kasaba burası. Halkın geçim kaynağı seracılık ve hayvancılık. İnsanlar sabah erkenden kalkar, esnaf dükkânını açar. Çarşının kahvecisi en erken gelenlerden. Sabah erken gelen çarşı esnafı dükkânını açtıktan sonra kahvaltı yapmadan gelmişse simit veya poğaça ile çay, diğerleri de çay ve kahvelerini yudumlayarak müşteri beklemeye başlarlar. Buralarda eki
Kültür SanatKöprü altı
Köprünün altında yeni yaktığım sigaranın dumanı göğe selam çakarken yanık tenime rüzgâr pis bir koku taşıyordu. Gecenin bilmem kaçı, ben yine harabe köprünün altında sigara tüttürüyorum. Yanımdan geçen benek benek kirli, yorgun köpek, “Birader, bi’ dal da bana veriver,” der gibi bakıp kuyruğunu sallayarak çetesinin yanına doğru ilerliyor usulca. Çatlak sokak lambası yan gözle âdeta […]
Kültür SanatYataktan Tabut
Uçları kırışmış biletini uzun bıyıklı, mavi gözlü, ancak boş bakan muavine gösterdikten sonra, otobüste ilk gördüğü boş koltuğa kendini bırakıverdi. Ağlayan bebek sesi ve yan yana oturan yaşlı hanımların fısıldaşmaları kulağına gelince rahatsız oldu. Beyaz renkli otobüs nahoş kokusu ve soluk ışığıyla yoluna devam ederken, dışarıdaki siluetler de gitgide daha karmaşık hale geliyordu. Geceleri onu [
Kültür SanatKadim zıtlık içinde
Ben, haşin rüzgârda ileri geri sallanırken, gıcırdayan paslı demirlerime batmakta olan güneşin son ışıkları vuruyordu. Sert rüzgâr içimi üşütüp beni yorsa da bu ışıklar gıcırdayan yorgun demirlerime iyi gelmişti. Üzerimden inenler ayaklarını yalnızca şen çocuklara mahsus heyecanla yere vurduğu için kalkan kum taneleri her yerimi kaplamıştı. Bir iki gıcırtıyla öksürdüm, rüzgâr esintisini artırıyord
Kültür SanatBir garip vasiyet
Yorgun gözlerle ilk defa görüyormuş gibi hasta yatağında bakıyordu. Kolunda serum hortumu, göğsünde kalp ritmi kablolarının bağlı olduğu bantlar, başucunda ne olduğunu bilmediği cihazlar… Hastanenin tek kişilik bir odasında kalıyordu. Hasta yatağının yanında bir çekyat koltuk duruyordu. Refakatçi için konulmuş ama odada kimse yoktu. Bir süre böyle etrafa baktıktan sonra kendi kendine mırıldandı: “
Kültür SanatMaydoslu Balıkçı
Bodrum’a geldiğim ilk günlerde tanıştık Coşkun Aktemel’le, 2002 yaz başlarında. Kendi halinde, sabah erkenden evinden çıkar, Denizciler Lokali’ne gider, orada tanıdıkları ile söyleşir, akşam olunca da evine dönerdi. Benden sanıyorum on beş yaş kadar büyüktü ama “abi” diye hitap ederdi. Gerçi yaşı kaç olursa olsun herkese “abi” diyerek başlardı söze. Tanışmamız çok ilginç olmuştu onunla; […]