İhtiyaç kredisi faizleri 2026 başında yüzde 50 sınırını geçti

Finans uzmanları, faiz oranlarındaki bu son artışı ticari kredi faizleri ve mevduat getirileri arasındaki dengenin değişmesiyle açıklıyor. 2024 yılında yüzde 60 seviyelerine yaklaşan, ardından kısa bir düşüş dönemi yaşayan faizlerin 2026 başında yeniden yukarı yönlü sert bir hareket sergilemesi, piyasalarda rahatlama döneminin sona erip ermediği sorusunu gündeme getirdi. Bu tablo, bireysel borçlanmanın her geçen gün daha zor bir hal aldığını kanıtlıyor.
Ticari Kredi ve Mevduat Faizleri Arasındaki Fark Açılıyor
Piyasadaki güncel rakamlar incelendiğinde, ticari kredi faizlerinin yüzde 39 seviyelerinde yatay seyrettiği görülüyor. Diğer yandan, 1 ile 3 ay vadeli TL mevduat faizleri yüzde 38,3 ile 38,7 bandında yer alıyor. Mevduat getirilerinin kredi faizlerinin altında kalması, bankaların fonlama maliyetleri ile kredi fiyatlaması arasındaki dengeyi bireysel krediler aleyhine bozmasına neden oldu. Uzmanlar, bu ekonomik dengesizliğin maliyetinin doğrudan vatandaşa yansıdığını ifade ediyor.
Bireysel borçlanma tarafında tehlike çanlarının çaldığını belirten uzmanlar, ihtiyaç kredisi ile ticari kredi arasındaki makasın hızla açılmasına dikkat çekiyor. Bankacılık sektöründeki bu fiyatlama farkı, tüketicilerin hem borçlanma kararlarını alırken hem de günlük harcamalarını planlarken çok daha temkinli hareket etmeleri gerektiğine işaret ediyor. Mevcut faiz oranları, özellikle düşük ve orta gelirli vatandaşın finansmana erişimini büyük ölçüde kısıtlıyor.
Tüketiciler İçin Yeni Mali Yük Kapıda
İhtiyaç kredisi çekmeyi planlayan bireylerin, geri ödeme planlarını mevcut faiz yükünü dikkate alarak detaylı bir şekilde analiz etmeleri gerekiyor. Faiz oranlarındaki bu tırmanış sadece borçlanma maliyetlerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda genel tüketici alışkanlıklarını da kısıtlıyor. Yüksek faiz ortamının bireysel bütçeler üzerinde yeni ve ağır bir mali yük oluşturabileceği vurgulanıyor.
Sonuç olarak, 2026 yılı itibarıyla ihtiyaç kredisi faizlerinde yaşanan bu ivmelenme, finansal kararların çok daha hassas bir şekilde alınmasını zorunlu kılıyor. Artan oranlar, kredi piyasasında tüketicinin manevra alanını daraltırken, borçlanma yoluyla nakit ihtiyacını karşılama seçeneğini her geçen gün daha maliyetli bir hale getiriyor.





