Gazze’de iki yıllık bombardıman kadim mirası ve çarşıları yıktı

Gazze’de 8 Ekim 2023’ten beri süren hava ve kara operasyonları, yalnız evleri ve altyapıyı değil, kentin binlerce yıllık hafızasını da hedef aldı. Bir şehrin tarihine gölge düştü. Sessizlik ağır.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’ne göre, yerleşimde bulunan 325 arkeolojik ve geçmişe ait alanın 208’i doğrudan vuruldu. Bu tablo, 2,3 milyon insanın yaşadığı dar kıyı şeridinde taşların, yazıtların ve ibadethanelerin aynı anda sarsıldığına işaret ediyor. Filistinliler ile insan hakları ve kültürel miras kurumları, ortaya çıkan manzarayı, halkın kültürel ve medeni kimliğini silme girişimi olarak yorumluyor. Görüntüler, yalnız taşların değil hafızaların da sarsıldığını hatırlattı.
Tel Aviv yönetiminin 2006’dan bu yana uyguladığı kuşatma ve 8 Ekim 2023 sonrası yoğun bombardıman altında kalan Gazze, Antik Mısır’dan Yunan ve Roma’ya, Bizans’tan Kenan ve Fenike’ye, oradan Memlük ve Osmanlı dönemlerine uzanan çok katmanlı bir tarihe sahip. Bu köklü geçmiş, bölgenin mimarisine ve kent dokusuna yayılan eşsiz bir miras bırakmıştı. Geriye, taş yığınları ve sarsılmış bir hafıza kaldı.
Gazze Hükümeti Basın Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, tahribatın önemli bölümünün kentin Eski Şehir denilen bölümünde yoğunlaştığını belirtiyor. MÖ 1500’lere uzanan Fenike kökenli bu yerleşim; eş-Şucaiyye, ez-Zeytun, et-Tuffah ve ed-Derc mahallelerini kapsıyor. Dar sokaklar, kemerli geçitler ve taş duvarlar bir çağın tanığıydı.
Eski Şehir’in kalbinde yıkım ve kayıp
Gazze’nin en eski ve en büyük ibadethanesi olan El-Ömeri Camisi (Büyük Ömer), yerel inançlar için bir mabet olarak başladığı yolculuğunda 5. yüzyılda Bizanslılarca kiliseye, 7. yüzyılda Hz. Ömer döneminde yeniden camiye çevrildi. Tarih boyunca depremler ve Haçlı akınlarıyla yıkılıp Memlük ve Osmanlı dönemlerinde ayağa kaldırıldı; I. Dünya Savaşı’nda gördüğü hasar ise 1925’te onarıldı. Ünlü gezgin İbn Battuta’nın “estetik” diye andığı yapının 1400 yıllık minaresi son bombardımanda devrildi, yapı topluluğunun bir kısmı da zarar gördü. Bu kareler, kentte duygulu anlara yol açtı.
Eski Zeytun Mahallesi’ndeki Aziz Porfirios Rum Ortodoks Kilisesi, MS 425 yılında inşa edildi; bugün hâlâ ayakta duran en eski üçüncü kilise olarak kabul ediliyor. Ekim 2023’te sığınak olarak kullanılan kompleks iki kez bombalandı; müştemilat tamamen çöktü, aralarında çocukların da bulunduğu en az 19 sivil yaşamını yitirdi. Gazze’deki Hristiyan toplumu o gün, “Kiliseler bile artık güvende değil” diyerek uluslararası topluma seslendi. Çan sesleri sustu.
Komşu duvarı Katib Vilayet Camisi ile birleşen bu tarihi kilisenin birkaç adım ötesinde, Memlük dönemine uzanan söz konusu cami de 17 Ekim 2023’te topçu ateşiyle ağır hasar aldı. Aynı bölgede bulunan Seyyid Haşim Camisi ise Hz. Muhammed’in büyük dedesi Haşim bin Abdulmenaf’ın kabrinin bulunduğuna inanılan türbeyi barındırıyor. Semte adını veren bu yapı 7 Aralık 2023’teki bombardımanda büyük zarar gördü.
Hamamlar, saraylar ve çarşılar: Bir kentin damarları
Ez-Zeytun’daki Es-Samra Hamamı, MS 14. yüzyılda inşa edildi. Osmanlı döneminin seçkin örneklerinden sayılan bu yapı, Büyük Ömer’den sonra Gazze’nin ikinci büyük arkeolojik anıtı kabul ediliyordu. Hamam, kasıtlı vuruldu ve kentin son tarihi sıcaklığı da söndü. İnsanların yüzlerindeki üzüntü, yıkık kubbelerin gölgesine karıştı.
Gazze’nin kalbi sayılan ed-Derc Mahallesi’ndeki Paşa Sarayı, Memlük ile Osmanlı mimarisinin bir arada görüldüğü son saray örneklerinden biriydi. Günler süren bombardımanların ardından geriye yalnızca kumtaşı, kaya ve kireçtaşından duvar parçaları kaldı; saray moloza dönüştü.
Kentin ekonomik ve sosyal belleğini taşıyan pazarlar da hedef oldu. Filistin Meydanı’ndan doğuya uzanan Zaviye Çarşısı, baharat, balık, sebze ve oyuncaklarla örülü dar geçitleriyle yaşamın nabzını tutardı. Bugün o sokaklarda tezgâhların yerini kül ve yıkıntı aldı. Kaysariyye Çarşısı ise Roma dönemine uzanan kökeniyle, Memlük çağında kubbeli yapısıyla biliniyordu; 1948 öncesi dericilerin, daha sonra kuyumcuların uğrak yeriydi. Süregelen bombardıman, çevresini harabeye çevirdi; halk pazarı ve komşu yapılar kullanılamaz hale geldi. Kentin ticaret damarları, sönük taş yığınlarına dönüştü.
Gazze’deki Kutsal Aile Kilisesi (Latin Manastırı), 20. yüzyıl başında Fransiskan rahiplerince inşa edildi; savaş boyunca Hristiyanlar ve Müslümanlar için sığınak oldu, ağır hasar aldı. İbadet alanı olmanın ötesinde cemaat için bir buluşma ve dayanışma mekânıydı.
El-Ehli Baptist Hastanesi yerleşkesindeki Anglikan Ehli Baptist Kilisesi, 1882’de Kilise Misyoner Topluluğu aracılığıyla kuruldu ve Kudüs’teki Anglikan Piskoposluğuna bağlıydı. 14 Ekim’deki roket saldırısında hastane ve kilise zarar gördü, dört sağlık çalışanı yaralandı. 17 Ekim’de aynı kompleks vuruldu; içeride bulunan yaklaşık 500 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi.
Gazze’nin dışında da kayıplar var. Deyr el-Belah’taki Hızır Makamı (Saint George Manastırı), Filistin’de inşa edilen ilk Bizans dönemi Saint George manastırı olarak biliniyor; kısmen çöktü. Kıyıda yer alan ve UNESCO Dünya Mirası geçici listesinde bulunan Anthedon Limanı, MÖ 800’lerde Kenanlılar tarafından kurulmuştu; kara harekâtı sırasında tamamen tahrip edildi. Farklı dönemlere ait binlerce eserin saklandığı Gazze arkeoloji deposu da Ocak 2023’te baskınla dağıtıldı ve yağmalandı.
Kayıplar yalnızca yıkımla sınırlı değil. Ordunun bazı nadir eserleri toplayıp İsrail’e götürdüğü, hem Filistinli yetkililerin beyanlarıyla hem de paylaşılan görüntülerle doğrulandı. Bu iddialar, sahadaki öfkeyi büyüttü.
İki yıldır süren süreçte sivil yerleşimlerle birlikte eğitim kurumları, mabedler, eski liman ve tarihi pazarlar da vuruldu. Kentin taş belleği parçalandıkça, insanların hayata tutunma çabası daha görünür hale geldi.
Bugün Gazze’nin arşivleri eksiliyor, katmanlı geçmişi inciniyor. Birçok kişi için bu yıkım, Filistin toplumunun kültürel kimliğine vurulmuş bir darbe olarak hafızaya kazınıyor.





