Hukuk gereğini yapacak. Ama beni asıl durduran soru şu: Bu anne, kendi evladına kamerayı açarken ne düşünüyordu? Haberi okumak isterseniz linkini paylaşıyorum : https://newhaber.com/gundem/izmirde-11-yasindaki-cocugun-tiktok-goruntulerine-sorusturma En Tehlikeli Yabancı Artık Evde Oturuyor Eskiden çocuk güvenliği denildiğinde akla sokaktaki yabancı gelirdi. Mahalledeki şüpheli adam, okul önündeki tanımadık yüz. Onlarca yıl boyunca ebeveynler çocuklarını dışarıdaki tehlikelerden korumak için savaştı. Şimdi tehlike içeride. Elinde telefonuyla çocuğuna kamera açısı ayarlayan, kaç beğeni geldi diye ekranı kollayan, algoritmanın neyi sevdiğini hesaplayan ebeveynler artık nadir değil. İzmir’deki bu dava ilk değil. Hatırlayın: Çocuklarına zorla dans ettiren, ağlama krizlerini kameraya alan, ergenlik döneminin en savunmasız anlarını milyonların önüne seren profilleri yıllardır izledik. Kimisi fenomen oldu. Kimisi para kazandı. Çocuk ne oldu, kimse sormadı. Görselleştirilen Çocukluk, Pazarlanan Masumiyet TikTok’un algoritması acımasız ve zekice tasarlanmış. Sınır zorlandıkça daha fazla izlenme, daha fazla izlenme daha fazla beğeni, daha fazla beğeni daha fazla cesaret. Bu döngü yetişkinlerin bile ahlaki pusulasını bozuyor. Çocuğu bu girdabın içine çeken ebeveyn ise farkında olmadan en yakınındakini en büyük riske atıyor. Çocuk burada birey değil. Paylaşım nesnesine dönüşmüş bir mahremiyet. Görselleştirilmiş bir çocukluk. Kendi evladını bu şekilde konumlandıran bir zihniyet karşısında ekonomik yoksulluk ya da eğitimsizlik mazereti yetmiyor. Bu bir değerler meselesi. Vicdanın körelip körelmediğinin meselesi. Yasa Var Ama Delik Deşik İzmir’de siber birimler hızlı davrandı. Çocuk koruma altına alındı. Adli süreç başladı. Bunlar doğru adımlar. Ama her seferinde adliye koridorlarında çözüm aramak, yangını söndürmekten ibaret. Bataklığı kurutmuyoruz, yalnızca sivrisinekleri öldürüyoruz. Türk hukuku çocukların fiziksel istismarını net biçimde tanımlıyor. Ama dijital istismar ve dijital ihmal söz konusu olduğunda tablo çok daha muğlak. Bir ebeveynin çocuğunun görüntüsünü sosyal medyada paylaşması için çocuğun rızası aranmıyor. Çocuğun “görüntü hakkı” ve “dijital kimlik hakkı” mevzuatta henüz yeterince karşılık bulmuyor. Avrupa’da bazı ülkeler bu boşluğu kapatmaya başladı. Fransa 2024’te ebeveynlerin çocuk fotoğraflarını izinsiz paylaşmasını suç sayan bir yasa çıkardı. Türkiye’de ise bu tartışma henüz yasama gündemine bile girmiş değil. Bir ebeveynin “kendi çocuğum üzerinde istediğimi yaparım” anlayışı, çocuğun temel haklarıyla çatıştığı anda suç olmak zorunda. Bu net bir çizgi ve o çizgiyi çizmek toplumun değil, yasanın işi. Son Söz Okuyucuya Bu yazıyı okurken belki siz de bu hafta çocuğunuzun fotoğrafını paylaştınız. Okul kıyafetleriyle. Sahilde. Doğum günü pastasının önünde. Bunu eleştirmek için yazmıyorum. Ama şunu sormak için yazıyorum: O fotoğrafı paylaşmadan önce çocuğunuza sordunuz mu? İzmir’deki 11 yaşındaki çocuk, bu sorunun sorulmadığı bir evde büyüdü. Dijital çılgınlığın ve çözülmüş ebeveynlik anlayışının en ağır bedelini o ödedi. Çocukların yeri TikTok’un reyting sahnesi değil. Bunu anlamak için yeni bir yasa değil, tek bir soru yeterli: Bunu çocuğuma sorsaydım, ne derdi?