Her yıl Temmuz ayı geldiğinde aynı soruyla karşılaşırız: "Adli tatil başladı, benim dava ne olacak?" Oysa çoğu vatandaşın — hatta bazen taraf vekillerinin bile — gözden kaçırdığı bir gerçek var: Adli tatil, adliyelerin kepenk indirdiği bir dönem değildir. Aksine, hangi işlerin duracağı, hangilerinin süreceği kanunla tek tek sayılmış; bu ayrımı bilmemek, telafisi güç hak kayıplarına yol açabiliyor.

Bu yıl adli tatil 20 Temmuz 2026 Pazartesi günü başlayıp 31 Ağustos 2026 Pazartesi günü sona erecek. Yeni adli yıl ise 1 Eylül 2026'da açılacak. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 102. maddesiyle sabitlenmiş bu 43 günlük dönem, her yıl aynı tarihlerde uygulanıyor; değiştirilmesi ancak bir kanun değişikliğiyle mümkün.

"Mahkemeler tatile giriyor" algısı yanıltıcı

Vatandaş arasında en yaygın yanlış kanı, adli tatilde hiçbir işlemin yapılamayacağı düşüncesi. Hâlbuki gerçek tablo şöyle: Bu dönemde dava açılabilir, dilekçeler mahkeme kalemlerine sunulabilir, tebligatlar geçerli şekilde yapılmaya devam eder. Duran şey, esasa ilişkin duruşmalar ve bu duruşmalara bağlı süreçlerdir — bir dava açılabilir ama görülmesi adli tatil bitimine ertelenir.

Peki hangi işler bu genel kuraldan muaf? HMK'nın 103. maddesi bu istisnaları tek tek sayıyor. Özetle:

İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil tespiti gibi geçici hukuki korumalar,

Nafaka, velayet ve vesayete ilişkin işler,

İflas ve konkordato süreçleri,

Çekişmesiz yargı işleri,

İş sözleşmesinden doğan işçi alacağı davaları,

Kanunda ivedi sayılan ya da mahkemece taraf talebiyle ivedi kabul edilen dava ve işler.

Ceza yargısında da benzer bir mantık var: CMK'nın 331. maddesi uyarınca tutuklu işler adli tatilde de görülmeye devam ediyor; sorgular alınabiliyor, tutukluluk incelemeleri yapılabiliyor. İdari yargıda ise yürütmenin durdurulması talepleri nöbetçi mahkemelerce değerlendiriliyor.

Bir başka merak edilen nokta: icra daireleri. İcra ve İflas Kanunu'nun 18. maddesi gereği icra mahkemesine intikal eden hususlar zaten ivedi işlerden sayıldığından, icra takipleri adli tatilden etkilenmiyor — daireler normal şekilde çalışmaya devam ediyor.

Asıl kritik mesele: süre hesabı

Meslektaşların ve vatandaşların en çok hataya düştüğü nokta burası. HMK'nın 104. maddesi net bir kural koyuyor: Adli tatile tabi olan (yani tatilde görülmeyen) dava ve işlerde, kanunun öngördüğü bir süre adli tatil içinde sona eriyorsa, bu süre kendiliğinden — ayrıca bir karara gerek kalmaksızın — tatilin bittiği günden itibaren bir hafta (7 gün) uzamış sayılır.

Örnek vermek gerekirse: 1 Ağustos'ta tebliğ edilen ve normalde iki hafta içinde istinafa taşınması gereken bir kararda, süre 15 Ağustos'ta değil, adli tatilin bitişinden itibaren işleyerek 7 Eylül'e kadar uzar. Aynı mantık, hükmü kesinleştirmemek için son güne kadar bekleyenlerin sıkça karıştırdığı temyiz sürelerinde de geçerli.

Ancak burada bir tuzak var: Bu uzama kuralı yalnızca adli tatile tabi olan işler için geçerli. İş davası gibi tatilde de görülmeye devam eden bir dava türünde verilen karara karşı süreler, tatil boyunca normal şekilde işlemeye devam eder — yani "nasılsa adli tatil var" diyerek rehavete kapılmak, bu tür dosyalarda doğrudan hak kaybı demektir. Yargıtay kararları da bu ayrımı istikrarlı şekilde vurguluyor.

Bir diğer önemli ayrım: hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri adli tatilde durmaz. HMK'nın öngördüğü usul sürelerinden farklı olarak, özel kanunlarda belirlenen hak düşürücü sürelerde adli tatil uzaması uygulanmaz. Yargıtay'ın konuya ilişkin kararları, bu noktayı gözden kaçıran pek çok başvurunun süre aşımı nedeniyle reddedildiğini gösteriyor.

Vatandaşın aklında kalması gerekenler

Adli tatil dönemine girerken üç pratik kural akılda tutulmalı:

  1. Aciliyet arz eden talepler tatil öncesinde hazırlanmalı. İhtiyati tedbir ya da yürütmenin durdurulması gibi taleplerde süre kaybı riskini azaltmak için başvuruyu tatil başlamadan önce sunmak, işlerin daha hızlı ilerlemesini sağlar.

  2. Süresi adli tatile denk gelen her iş aynı kefede değerlendirilmemeli. Elinizdeki dosyanın HMK 103'teki istisnalardan biri olup olmadığını kontrol etmeden "süre uzadı" varsayımıyla hareket etmek risklidir.

  3. Tebligat adli tatilde de geçerlidir. Bu dönemde adresinize gelen bir tebligatı "zaten tatil, önemi yok" diyerek bir kenara bırakmak doğru değildir; süre hesabı farklı işlese de tebligatın kendisi hukuken sonuç doğurur.

Sonuç olarak adli tatil, yargının "durduğu" değil, "hız kestiği" bir dönem. Bu farkı bilmek, hem meslektaşlar hem de vatandaşlar için Eylül ayında karşılaşılacak sürpriz süre itirazlarının önüne geçmenin en basit yolu.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir uyuşmazlıkta süre hesabı yapmadan önce dosyanıza özgü değerlendirme için mutlaka bir avukata danışınız.