Avı Durdurmak , bir önceki şiir kitabın Sonra, Doğdum ’dan altı yıl sonra geldi. Önceki şiir kitaplarının aksine bu kez nehir şiir formunda yazılmış, tek ve uzun bir şiirden oluşuyor bu kitap. Ancak kitapta destansı bir hikâyeyi (Kabil ve Habil olayını) doğası gereği yer yer epik bir söyleyişle, yer yer lirik bir tonda işlemişsin. Öncelikle, bu iki farklı söyleyiş biçimi bilinçli bir tercihin ürünü mü, yoksa doğal bir sürecin yansıması mı? – Alt türü lirik, epik veya dramatik olsun, şiir sözkonusu olduğunda alt türlerin öncelikle şiirin temasına ve anlattığı meseleye hizmet etmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim için şiir, ilk önce duygusu ya da teması ile kendini göstermek istiyor. Şiirin anlatım biçimine, konusuna ve duygusal tonuna göre farklı alt türler bir şekilde sonradan sonradan onun hizmetine girer, girecektir. En azından kendini göstermek isteyen şiir için durum böyle sanki. Dolayısıyla, aslolan anlatmak istediğimiz, karşıya geçirmek istediğimiz duygu olmalı gibi geliyor bana. Üstelik bunun yalnızca şiirde değil, neredeyse tüm kurmaca metinlerde geçerli olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla, esas olarak bu seçimin tamamıyla bilinçli ve matematiksel bir doğrulukla verilmiş karar olduğunu da söylemek pek mümkün gözükmüyor. İşin içinde alışkanlığa ve içgüdüye epeyce yaslanan bir refleks var. Yani anlatmak istediğim meseleyi en iyi hangi biçim, üslup daha iyi görücüye çıkaracak, meselenin okur tarafından daha kolay alımlanmasını sağlayacaksa, ben doğal olarak o yönteme başvuruyorum. Elbette bu yöntemi her vakit sahih şekilde bulabilmek de mümkün olamayabiliyor. Metni demlendirirken bu gerçekle de yüz yüze gelebiliyor insan. İşte böylesi bocalamalar içindeyken, neyse ki kimi dostlar yardıma yetişiyor. Kumaş ve Sonra, Doğdum adlı şiir kitaplarından sonra altı yıllık arada boş durmadığını biliyoruz; Yüce Lider’e Dair (roman), Yolluk (öykü) ve Bir İntihar Vakası (tiyatro oyunu) adında üç kitap çıkardın. Özellikle distopik romanın Yüce Lider’e Dair ’in masalsı dili ile Avı Durdurmak arasında biçimsel bir benzerlik var mı sence? – İllaki vardır. Olmasında bir beis görmüyorum. Sanırım ben eski metinlerin üslubuna yaklaşan, onlara öykünen veya onlar “gibi” davranan tarzda yazmayı seviyorum. Eski metinler derken, bizim geleneksel anlatı tarihimizde köklü yeri olan masal, menkıbe, halk hikâyesi, destan, efsane gibi büyük oranda sözlü edebiyat ürünleri üzerinden gelen türleri kastediyorum. Fakat üslup olarak bunları olduğu gibi kullanmaktansa daha modern versiyonları üzerinden gitmek ya da bunlarla beslenmek gerektiği de aşikâr. Edebiyatın işlevinin her şeyden evvel bir anlatı inşa etmek ve karşıya bu anlatıyı geçirmek olduğu kanaatindeyim. Bunun ille de başı sonu olan bir hikâye olması gerekmez. Bir tema, bir mesele, bir durum, bir kavram, bir düşünce, bir endişe ya da bizi dürten, rahatsız eden neyse, işte o. Anlatırken bugünün argümanlarını da yerli yerinde kullanabiliriz. Yeter ki belli bir konteks içinde gerçekleşsin bütün bunlar. Çünkü konteks öncelikle anlamsal derinliği sağlar; bir mesele ya da olay tekil olduğunda farklı şekilde yorumlanabilirken, bağlamıyla birlikte değerlendirildiğinde gerçek anlamını ortaya koyar. Edebiyat o yüzden, hangi türde yazıyor olursak olalım, aslında bir çeşit bağlam kurma ustalığı gibi geliyor bana. ”Av-avcı” metaforlarından hareketle bir kitap yazma fikri ilk olarak 2015 yılında aklına düşmüş. Bu dokuz yıllık süreç, zihninde nasıl şekillendi; biraz bundan bahsedebilir misin? Sözgelimi, bu süreçte seni en çok zorlayan düşünceler, kavramlar ve duygular neler oldu? – İlk aklıma düştüğünde bu fikrin doğurgan bir tema olduğunu düşündüm. Kurmaca veya şiir kitabı düşünceleri biraz bu minvalde yürüyor sanki. Bazı düşünceler bir şekilde hattını açıp kendini dayatırken, pek çokları da yolda dökülüp saçılabiliyor. Zaman, böylesi durumda sınama aracı vazifesi görüyor adeta. Benim şansım –veya şanssızlığım–, farklı türlerde, aynı anda birçok dosya üzerinde çalışıyor olmam. Elimin altındaki dosyalarla ilerlemeye çalışırken bazen de şiire dönmem veya odaklanmam gecikebiliyor. Bu dosyanın akıbeti böyle yürüdü. Ama yolda beni kendinden hiç uzaklaştırmadı, aksine her seferinde dosyaya döndüğümde kendini dayattı, başka kapılara doğru yönlendirdi beni. Uzun sürmesinin bir nedeni buysa, bir başka nedeni –senin de dediğin gibi– zorlayıcı bir dosya olmasıydı. Avcılık üzerine çeşitli kitaplar ve makaleler okudum. Avcılık talimatnamelerine baktım… Hepsini bir arada düşününce, bu kitabın en fazla zorlayıcı yanı, sanırım “öldürme” ve “yaralama” fikrini sürekli gündeminde tutuyor olmasıydı. Sonradan bir insanlık anlatısına dönüştürmek için Kabil ve Habil’in hikâyesi temaya dahil oldu. Kitapta yer alan şiirlerin tek ve uzun bir şiir formunda kurgulanması anlatıyı güçlendirebilecek bir şey olduğu kadar, tekdüzeliğe düşürebilme tehlikesini de içeriyor. Biraz da kitabın kurgusu ve biçimsel yapısından söz eder misin? – Sanırım beni zorlayan yanlardan biri de buydu. Daha evvel bu kadar uzun bir şiir yazma
Yavuz Türk ile ‘Avı Durdurmak’ üzerine söyleşi
Avı Durdurmak, bir önceki şiir kitabın Sonra, Doğdum’dan altı yıl sonra geldi. Önceki şiir kitaplarının aksine bu kez nehir şiir formunda yazılmış, tek ve uzun bir şiirden oluşuyor bu kitap. Ancak kitapta destansı bir hikâyeyi (Kabil ve Habil olayını) doğası gereği yer yer epik bir söyleyişle, yer yer lirik bir tonda işlemişsin. Öncelikle, bu iki […]
