TEDMEM 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu Yayınlandı: Eğitimde Yeni Dönem

Türkiye’nin eğitim geleceği için kritik öneriler ve veriler.
ANKARA – Türk Eğitim Derneği’nin (TED) düşünce kuruluşu TEDMEM, 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu’nu yayımladı. 2014 yılından bu yana her yıl yeniden hazırlanan bu rapor, Türkiye eğitim sistemindeki önemli gelişmeleri analiz etmenin yanı sıra, çözüm odaklı öneriler sunuyor.
Yönetişim, finansman, temel eğitim, ortaöğretim, ölçme ve değerlendirme, öğretmenlik ve yükseköğretim gibi başlıklarda ele alınan raporda, eğitim sisteminin dijitalleşme ile birlikte demografik dönüşüm, ekonomik gerçekler, yapay zeka ve iklim krizi gibi faktörler çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Özellikle, Türkiye’de son on yılda doğum sayılarınındaki düşüşe dikkat çekilerek, bu durumun eğitim planlamalarında köklü değişiklikler gerektirdiği belirtiliyor. 2014 yılında 1 milyon 351 bin 88 olan canlı doğum sayısının 2024 yılında 937 bin 559’a gerilemesi, eğitim bütçesinden derslik kapasitesine kadar birçok alanda yeniden düşünülmesi gereken sorunları beraberinde getiriyor. Rapor, eğitim sisteminin demografik dönüşüme uygun yeni stratejik eylem planlarına ihtiyacı bulunduğunu vurguluyor.
TEDMEM raporunda, 2025 yılı eğitim bütçesinin bir önceki yıla göre yüzde 35 artarak 2 trilyon 186 milyar TL’ye ulaştığı, ancak bu artışın eğitim niteliğini artırmaya yetmediği ifade ediliyor. Yüksek enflasyon nedeniyle mevcut harcama düzeyinin korunmaya çalışıldığı; dolayısıyla kaynakların eğitimin niteliğini artıracak alanlara yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Ortaöğretim alanında ise, Türkiye’nin son yirmi yılda özellikle kız çocuklarının eğitime katılımında kaydettiği ilerlemeler açısından fırsatların korunması gerektiği ifade ediliyor. Ortaöğretimdeki temel sorunların süre değil, öğrenme süreçlerinin niteliği olduğu vurgulanıyor.
2025 yılı itibarıyla eğitimde dijitalleşme ve yapay zekâ alanında atılacak önemli adımların yanında, 9. sınıfta açık öğretime geçen öğrencilerin sayısındaki üç kat artış dikkat çekiyor. Bu durum, uyuşmazlıkların akademik ve sosyal uyum ihtiyacını artırdığını ortaya koyuyor.
Bunun yanı sıra, yükseköğretim yolunda tekrar eden sınav döngüsünün çözülmesi gerektiği; çünkü yerleşen öğrenci oranının yalnızca yüzde 30,12’sinin lise son sınıf öğrencilerinden oluştuğu belirtiliyor. 2023 yılında başvuru sayısının 3,5 milyon iken, 2025’te yaklaşık 2,5 milyona düşmesi dikkat çekici bir durum.
Sonuç olarak, eğitim sistemleri yalnızca bireyleri değil, ülkelerin ekonomik gücünü ve küresel rekabet kapasitesini belirleyici bir rol oynadığı için bu dönüşümlerin titizlikle ele alınması gerektiği vurgulanıyor. İklim krizi gibi global tehditler karşısında da eğitim sisteminin var olan yapısını yeterli bulmamakta ve gelecekteki belirsizliğe yönelik projeksiyonlar geliştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.




