Minire Alkan’ın Kahramanlık Hikayesi: ‘Cam Çocukları’ İçin Adanmış Bir Ömür

Bursa'da yaşayan Minire Alkan, cam kemik hastalığıyla mücadele eden iki evladı ve üniversite öğrencisi oğlu için fedakarlık dolu bir yaşam sürüyor.
Bursa’da yaşayan 55 yaşındaki Minire Alkan, genetik bir bağ dokusu hastalığı olan cam kemik (Osteogenezis İmperfekta) ile dünyaya gelen iki çocuğuna adanmış bir hayat sürüyor. 40 yaşındaki Eren ve 36 yaşındaki Eda, hastalıkları nedeniyle yaşamlarını tekerlekli sandalyede sürdürürken, anne Alkan, 35 yıl önce onları daha iyi bir gelecek için Bursa’ya getirmiş. Zorlu yaşam koşullarına rağmen, üniversite öğrencisi olan sağlıklı oğlu Batuhan’ın (23) eğitim masraflarını da karşılamaya çalışıyor. Alkan, en büyük korkusunun çocuklarından önce hayata veda etmek olduğunu belirterek, özellikle Eren’in bakımının her şeyiyle kendisine ait olduğunu ve bu durumun kendisini derinden üzdüğünü ifade ediyor.
Erzurum’da evlenen amca çocukları Minire ve Yaşar Alkan çiftinin ilk iki çocuğu Eren ve Eda, dünyaya gözlerini cam kemik hastalığıyla açtı. En ufak bir temasla bile kemikleri kırılan çocuklarının tedavisi ve daha iyi bir yaşam umuduyla 35 yıl önce Bursa’ya taşınan aile, burada yaşam mücadelesi vermeye başladı. Üçüncü çocukları Batuhan’ın sağlıklı doğumuyla sevinen Minire Alkan, çocuklarına bakabilmek için çalıştığı fabrikadan ayrılmak zorunda kaldı. Eşiyle de yollarının ayrılmasının ardından, engelli iki evladının ve eğitimine devam eden oğlunun tüm sorumluluğu omuzlarına yüklendi.
Devletin kendisi ve iki engelli çocuğuna bağladığı toplam 35 bin liralık maaşla geçimini sağlamaya çalışan Alkan, bu kısıtlı gelirle hem ev kirasını ödüyor hem de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde okuyan oğlu Batuhan’ın eğitim masraflarını karşılıyor. Alkan’a en büyük destek ise cam kemik hastası oğlu Eren’den geliyor. Eren, hastalığına rağmen tekerlekli sandalyesiyle semt pazarlarına giderek çorap satıp annesine katkıda bulunmaya çalışıyor.
Kendinden sonra çocuklarının sahipsiz kalmasından endişe eden Alkan, en büyük isteğinin çocuklarından sonra vefat etmek olduğunu dile getiriyor. Eren’in tüm bakımının kendisine ait olduğunu ve bu durumun getirdiği yükün altından kalkmaya çalıştığını vurguluyor. Bir zamanlar çalışıp çocuklarına baktığını ancak şu an tam zamanlı olarak onlara bakım verdiğini ve geçimini aldıkları maaşlarla sağladığını belirtiyor.
Hastalığının ilerlemesinin durduğunu belirten Eren Alkan, 2007 yılındaki tedavisinin ardından kendini daha iyi hissettiğini söylüyor. En büyük özleminin futbol oynamak olduğunu ifade eden Eren, mahalledeki arkadaşlarının kendisini bebek arabasına koyarak top oynattığını ve bu sayede futbolu da tatma fırsatı bulduğunu anlatıyor.
Gününün büyük bölümünü Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisi’nde geçirdiğini söyleyen Eda Alkan ise hayattan büyük beklentileri olmadığını, yaşayabildiği kadar yaşamaya çalıştığını belirtiyor. En büyük hayalinin ise koyu bir Galatasaray taraftarı olarak bir Galatasaray maçını tribünden izlemek olduğunu dile getiriyor. Eda, aynı zamanda Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisi yönetim kurulunda görev aldığını ve okuma yazmayı öğrendiğini de ekliyor.




