Karadağ'ın, Avrupa Birliği'ne uyum süreci kapsamında Türkiye vatandaşlarına yönelik vizesiz giriş uygulamasını 1 Kasım 2026 itibarıyla kaldıracak olması, ilk bakışta sıradan bir dış politika ya da turizm haberi gibi görülebilir. Oysa bu kararın satır aralarında hem Avrupa Birliği'nin genişleme politikası hem de Türkiye ile Karadağ arasında son yıllarda değişen ekonomik ve sosyal ilişkiler yatıyor.
Bu haberi okurken benim aklıma rakamlardan ya da resmi açıklamalardan önce yaşanmışlıklar geldi. Çünkü Karadağ'da yaklaşık dört yıl yaşadım. O ülkenin sokaklarını, insanını, ticaret hayatını ve Türk yatırımcıların oradaki mücadelesini yakından görme fırsatım oldu.
TÜRK YATIRIMCILARIN GÖZDESİYDİ
Özellikle 2022'li yıllarda Karadağ adeta Türk yatırımcıların gözdesi haline gelmişti. Restoran açanlar, otel yatırımı yapanlar, emlak sektörüne girenler, turizm alanında şirket kuranlar... Küçük nüfusuna rağmen Karadağ, Avrupa pazarına açılmak isteyen birçok Türk girişimci için önemli bir merkez olarak görülüyordu.
Aynı dönemde Türk turist sayısında da ciddi bir artış yaşanıyordu. Adriyatik kıyılarındaki Budva, tarihi dokusuyla Kotor, lüks marinalarıyla Tivat ve diğer sahil kentlerinde yaz aylarında Türkçe konuşan insanlara sıkça rastlamak mümkündü. Schengen vizesiyle uğraşmak istemeyen birçok vatandaş için Karadağ hem ekonomik hem de kolay ulaşılabilir bir tatil rotasıydı.
DEĞİŞEN İKLİM
Ancak hiçbir ülkenin gündemi aynı kalmıyor.
Son yıllarda yaşanan bazı adli olaylar ve bunların toplumdaki yansımaları Karadağ'da da tartışmaları beraberinde getirdi. Bir Türk vatandaşının karıştığı bıçaklı saldırının ardından bazı bölgelerde Türklere yönelik protestolar düzenlendi. Elbette tek bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçun bütün bir topluma mal edilmesi doğru değildi. Ancak kamuoyunda oluşan algının, zaman zaman gerçeklerin önüne geçebildiğini de görmek gerekiyor.
O süreçte Türk vatandaşlarına yönelik vizesiz giriş uygulamasının kaldırılması da gündeme gelmiş, kısa süre sonra ekonomik ve turistik etkiler de dikkate alınarak yeniden geri çekilmişti. O günlerde bunun geçici bir süreç olduğu düşünülüyordu.
Bugün ise yeniden vize konuşuyoruz.
Resmi açıklamaya bakıldığında Karadağ'ın gerekçesi oldukça net. Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde ortak vize politikasına uyum sağlamak. Türkiye'nin yanında Rusya, Belarus ve Çin vatandaşlarının da aynı uygulama kapsamına alınacak olması, kararın doğrudan Türkiye'yi hedef almadığını gösteriyor.
SADECE BRÜKSEL KARARI DEĞİL
Ancak meseleye sadece resmi açıklamalar üzerinden bakmak eksik olur.
Çünkü ülkeler arasındaki ilişkileri yalnızca diplomatik metinler belirlemez. Ticaret, turizm, yatırımcı güveni ve toplumların birbirine bakışı da en az siyasi kararlar kadar önemlidir.
Karadağ'da ticaret yapan arkadaşlarımızla bugün hâlâ görüşmeye devam ediyoruz. Onlardan aldığımız bilgiler, son iki yılda Türk yatırımcıların eski hareketliliğini kaybettiği yönünde. Artan işletme maliyetleri, ekonomik durgunluk, bürokratik süreçlerin uzaması ve yatırım ortamındaki belirsizlikler nedeniyle birçok girişimci yeni yatırım yapmak yerine beklemeyi tercih ediyor. Bazıları ise faaliyetlerini küçültüyor ya da farklı ülkelere yöneliyor.
Benzer tablo turizm sektöründe de hissediliyor.
Yine Karadağ'daki turizm sektöründe faaliyet gösteren arkadaşlarımızın aktardığına göre, geçmiş yıllara kıyasla Türk turist sayısında belirgin bir düşüş yaşanıyor. Bunun tek sebebinin vize tartışmaları olduğunu söylemek doğru olmaz. Türkiye'deki ekonomik şartlar, değişen tatil tercihleri, uçak biletleri ve konaklama maliyetleri de bu tabloyu etkiliyor. Ancak ülkeler arasındaki güven ortamının zayıflaması da insanların seyahat tercihlerini doğrudan etkileyen unsurlardan biri haline geliyor.
VİZELER SADECE PASAPORTLARA VURULMUYOR
Karadağ küçük bir ülke olabilir. Yaklaşık 600 bin nüfuslu bu Balkan ülkesi, ekonomik olarak turizme ciddi ölçüde bağımlı. Yaz aylarında ülkeye gelen yabancı turistler, otellerden restoranlara, taksicilerden küçük esnafa kadar birçok sektörün ayakta kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla yabancı yatırımcıyı ve turisti ilgilendiren her kararın ekonomik bir karşılığı da bulunuyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise mesele yalnızca Karadağ meselesi değil.
Son yıllarda Schengen vizesi almak giderek zorlaşıyor. Randevu bulmak aylar sürebiliyor, evrak talepleri artıyor, ret oranları yükseliyor. Böyle bir dönemde Balkan ülkeleri Türk vatandaşları için önemli bir alternatif oluşturuyordu.
Şimdi o alternatiflerden biri daha zorlaşıyor.
Belki Karadağ'ın aldığı karar Avrupa Birliği'nin teknik bir yükümlülüğünün sonucu. Belki bu kararın Türkiye ile siyasi ilişkilerle doğrudan bir ilgisi yok. Ama sonuç değişmiyor.
1 Kasım 2026'dan sonra Karadağ'a gitmek isteyen Türk vatandaşları artık yeni bir prosedürle karşı karşıya kalacak.
Ben Karadağ'da yaşadığım yıllarda iki ülke arasındaki yakınlaşmaya tanıklık ettim. Türk yatırımcıların umutla iş kurduğu, Türk turistlerin gönül rahatlığıyla tatil yaptığı, iki ülke insanının birbirine sıcak baktığı bir dönem vardı. Bugün ise hem ekonomik göstergeler hem de alınan kararlar, o dönemin geride kaldığını gösteriyor.
Dileğim odur ki bu karar, yalnızca Avrupa Birliği'ne uyum sürecinin teknik bir adımı olarak kalır ve iki ülke arasındaki ticari, ekonomik ve insani ilişkiler bundan olumsuz etkilenmez. Çünkü vizeler sadece pasaportlara vurulan damgalar değildir. Bazen ülkeler arasındaki mesafenin de sembolü haline gelirler.
