Bayraktar: Kışa girerken elektrik ve doğalgaza zam beklemiyoruz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, kış öncesi faturalarla ilgili net konuştu: doğal gaz ve elektrikte artış gündemde değil. Habertürk yayınında hem ABD temaslarını hem de Türkiye’nin büyüyen enerji ihtiyacına yönelik yol haritasını anlattı; LNG’den nükleere, Karadeniz üretiminden destek mekanizmalarına uzanan başlıklarda somut hedefler paylaştı.
ABD ile enerji hattı: LNG, kaya gazı ve nükleer
Bakan Bayraktar, BM marjındaki programın ardından Beyaz Saray’da yapılan kapsamlı görüşmelerin enerji gündemine ivme kazandırdığını söyledi. Cumhurbaşkanı liderliğinde 100 milyar dolarlık ticaret eşiğini amaçlayan bir çerçevenin olduğunu, dış ticarette dengenin neredeyse sağlandığını anımsattı. Enerji cephesinde ise “henüz realize edilmemiş büyük bir potansiyel” bulunduğunu vurguladı. ABD’nin bugün dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticisi olduğunu, Türkiye’nin de kendi kaynaklarını arama ve üretme konusunda yoğun bir çabanın içinde yer aldığını belirtti.
Nükleerde Washington’la uzun süredir hazırlığı yapılan anlaşmaların masada olduğunu aktaran Bayraktar, Türkiye’nin hızla büyüyen talebine dikkat çekti: Klimanın tetiklediği yaz yükleri, elektrikli araçlar ve yapay zeka uygulamalarının gerektirdiği altyapı, tüketimi öngörülerin ötesine taşıyor. Kuraklıkla daralan su kaynakları da tabloyu zorlaştırıyor. Türkiye’nin 32 bin megavat kurulu hidroelektrik gücüne karşın, önümüzdeki 30 yılda enerji ihtiyacının en düşük varsayımla üçe katlanacağı öngörülüyor. Bu nedenle yerli kömür ve yenilenebilir tabanın azami kullanımı stratejik konumda.
Bayraktar, ABD’nin 2000’lerin başındaki kaya gazı devrimiyle bugünkü liderliğe ulaştığını, benzer teknolojiyi Türkiye’nin de hedeflediğini söyledi. Diyarbakır ve çevresinde bu alanda ciddi bir potansiyel gördüklerini, “oyun değiştirici” etkiler doğurabilecek bir projeksiyon üzerinde çalıştıklarını paylaştı. LNG tarafında ise 2016’da başlatılan altyapı hamlesinin meyvesini verdiğini anlattı: Marmara ve Aliağa terminallerinin kapasitesi yaklaşık 2,5 kat artırıldı; 3 adet gazlaştırma gemisi filoya katıldı. Böylece Türkiye, küresel LNG fiyatlarındaki fırsat penceresinden etkin biçimde yararlanabilir hale geldi.
Gaz fiyatları için dünyada referans alınan dört merkez bulunduğunu anımsatan Bayraktar, en ucuz endeksin ABD’de oluştuğunu, ardından Hollanda’daki sanal ticaret noktasının geldiğini; Japonya-Kore havzasının daha pahalı seyrettiğini, Birleşik Krallık’ta da ayrı bir fiyatlanma olduğunu söyledi. Türkiye’nin 2016 sonrası altyapı yatırımlarıyla tedarik sepetini genişlettiğini, 20’den fazla ülkeden gaz alımı yaptıklarını; uzun dönemli kontratlara ek olarak spot piyasadan da alım tercih ettiklerini belirtti. Bugün kullanılan gazın yaklaşık yüzde 10’unun ABD kaynaklı LNG ile gemiler üzerinden geldiğini kaydetti. Sıvılaştırmadan taşıma zincirine kadar tüm maliyetler toplandığında “Amerikan LNG’sinin en rekabetçi kaynaklardan biri haline geldiğini” ve aksi söylemlerin piyasaları bilmemek ya da yanlış yönlendirme anlamına geldiğini ifade etti. İstanbul’u bölgesel bir gaz ticaret merkezi yapma hedefi de masada.
Karadeniz üretimi öne çıkıyor, Doğu Akdeniz ve Afrika gündemde
Bakan, küresel jeopolitik başlıklar konuşulurken Rusya–Ukrayna savaşına ilişkin Trump’ın “sonlandırma” iddiasını ve Putin’in olası ziyaretini hatırlattı; Biden dönemindeki yaptırım adımlarını anımsatan bir değerlendirme yaptı. Türkiye’nin kendi gerçeklerine döndüğünde ise yıllık yaklaşık 60 milyar metreküpe ulaşan devasa tüketime dikkat çekti. Karadeniz’de üretim sayesinde ihtiyacın bir kısmının yerli kaynaklarla karşılanmaya başlandığını söyledi. Gelecek yıl bu zamanlar, yerli gazla beslenen hane sayısının 4 milyon düzeyinden 8 milyona çıkmasının beklendiğini, 2028 itibarıyla 16 milyon hanenin ihtiyacını ulusal üretimle karşılamayı hedeflediklerini aktardı. Elektrik tarafında gaz talebinin süreceğini, bu yüzden ithalatın devam edeceğini de ekledi. Filoya yeni gemilerin eklendiğini; birinin bugün yanaştığını, bir başka geminin yıl sonunda gelmesinin planlandığını söyledi.
Doğu Akdeniz’de bugüne dek 8-9 derin deniz sondajı yapıldığını, güçlü bir arama programına rağmen istenen sonucun çıkmadığını ancak bölgeden vazgeçilmediğini vurguladı. Odağın şimdilik Karadeniz’e çevrildiğini, burada 4 geminin çalıştığını, 5’inci geminin de bölgeye yönlendirileceğini paylaştı. Son iki yılda Türkiye’nin yurt dışı arama-üretim sahasında görünürlüğünün arttığını belirterek Somali’de sismik çalışmaların tamamlandığını, Libya’da bazı sahalarda anlaşmaların sonuçlandırılma aşamasına geldiğini söyledi. Petrol ürünleri ithalatında kaynak çeşitlendirmenin sürdüğünü, Gabar başta olmak üzere yeni keşiflerin iç ihtiyacı karşılama yolunda ilerlediğini dile getirdi. Nijer’de petrol sahasına ilişkin anlaşmalarda belirli bir olgunluğa ulaşıldığını ve birkaç ay içinde ilk üretimin hedeflendiğini açıkladı. Azerbaycan’la yeni saha ortaklığına gidildiğini, Irak’ta projelerin bulunduğunu; arama-üretim sektörünün kuralları gereği tarafların anlaşma çerçevesinde kazan-kazan temelli ilerlediğini vurguladı.
Asya cephesine ilişkin notlar da paylaştı. Pekin’de düzenlenen teknoloji ve savunma vitrininin kapsamına değinen Bayraktar, Çin Devlet Başkanı ve hükümetiyle yapılan temaslarda yenilenebilir projeler ve elektrik iletim yatırımlarının ele alındığını söyledi. Çin Enerji Bakanlığı ve Ulusal Kalkınma ve Reform Konseyi nezdinde yürütülen görüşmelerin, somut proje gündemleriyle ilerlediğini kaydetti.
Akkuyu hızlanıyor; Sinop ve Trakya için ortak arayışı
Nükleer enerjiye ayrı bir parantez açan Bayraktar, gazda alternatiflerin çok olduğunu ama reaktör inşa edebilen ülke sayısının “bir elin parmaklarını geçmediğini” belirtti. Türkiye’nin yedi on yılı aşkın süredir kurduğu hedefin 2010’da Rusya Federasyonu ile imzalanan anlaşmayla somutlaştığını, Akkuyu’da 4 reaktörün aynı anda inşa edildiğini anımsattı. Bazı çevrelerdeki itirazların bilimsel temele dayanmadığını söyleyerek, dünyada 31 ülkede reaktör bulunduğunu; bunların 94’ünün ABD’de olduğunu, Fransa’da elektriğin yaklaşık yüzde 67’sinin bu kaynaktan üretildiğini; Ermenistan’dan Bulgaristan, Romanya, Çekya, Slovakya, Macaristan’a uzanan coğrafyada santrallerin işletmede olduğunu aktardı. Dünyada inşası süren reaktör sayısının 60 civarında olduğunu, bunlardan 4’ünün Türkiye’de bulunduğunu; İngiltere’de de yeni bir proje yürüdüğünü söyledi. “Türkiye’nin buna kayıtsız kalması mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.
New York’ta ABD’yle geniş bir nükleer iş birliği anlaşması imzalandığını, ayrıca bir nükleer teknoloji şirketiyle olası ortaklık fırsatlarının konuşulduğunu belirtti. Sinop sahasında geçmişte Japonya ile yapılan fizibilitenin yüksek maliyet nedeniyle karşılıklı olarak rafa kaldırıldığını, hedefin halka daha ucuz elektrik sağlamak olduğunu yineledi. Yakın dönemde hangi ülkelerle ilerleneceğine karar verileceğini, Trakya ve Sinop için toplam 4+4 reaktör planının yanı sıra yaklaşık 15 bin megavatlık bir nükleer kurulu gücün amaçlandığını ifade etti. Yerlileştirme vurgusu yapan Bayraktar, Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısının nükleer tedarik zincirine girebilmesi için teknoloji transferi ve insan kaynağına yatırım yapıldığını; yüzlerce öğrencinin eğitim için yurt dışına gönderildiğini, bir bölümünün Akkuyu’da görev aldığını, TEKNOFEST çatısı altında nükleer proje yarışması düzenlediklerini söyledi.
Akkuyu cephesinde Rusya ile sorunsuz ilerleyen siyasi ilişkilerin yanında, Ukrayna savaşı nedeniyle finansmanda küresel ölçekte bazı zorlukların yaşandığını aktaran Bayraktar, “tarihin en büyük doğrudan yatırım projelerinden” birinin yürütüldüğünü hatırlattı. Batılı tedarikçilerde yaşanan gecikmelerin de etkisiyle beklenenin üzerinde bir sarkma olduğunu, ancak projenin kararlılıkla ilerlediğini vurguladı. İlk ünitenin devreye alınmasına odaklanıldığını, başlangıç planı olan “her yıl bir reaktör” yaklaşımının korunduğunu söyledi. Hükümetler arası anlaşmanın yüzde 49’a kadar dış finansmana ve Türkiye’den yatırımcı girişine imkan tanıdığını; bu sayede işin hız kazanacağına inandığını dile getirdi.
Kışa zam yok, destekler hedefe odaklanıyor
Bayraktar, yurttaşın en çok merak ettiği başlığı netleştirdi: “Kışa girerken gazda ve elektrikte artış düşünmüyoruz.” Pandemi sonrası bütçe yüküne değinerek, Hazine üzerinde 590-600 milyar lira düzeyinde bir maliyet oluştuğunu açıkladı. Alınan gazın vatandaşa kimi zaman “yarı fiyatına” verildiğini; dar ve sabit gelirliler için bu tür desteklerin süreceğini, ancak ihtiyacı olmayan kesimin faturalarının devletçe üstlenilmemesi gerektiğini söyledi. Daha önce elektrikte uygulanan tüketim bazlı yaklaşımın yerine, desteğin hedefe yönelik hale getirileceğini; hak sahiplerinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na başvuracağını ve inceleme sonrasında destek grubuna dahil edileceğini belirtti. Bu çalışmanın kısa süre içinde, muhtemelen yeni yıla girerken paylaşılabileceğini ifade etti.
Nihayetinde tablo net: Türkiye, hızla büyüyen enerji talebini karşılamak için yerli kaynak üretimini artırırken, LNG ve nükleer gibi alanlarda küresel ortaklıklarla maliyet avantajı yakalamaya çalışıyor. Bu çerçevede atılan adımlar, hem arz güvenliğini hem de fiyat istikrarını güçlendirme iddiası taşıyor.





