2021'de İstanbul'da bir avuç fındık üreticisi hasadın kötü geçtiğini fark etti. Aynı yılın sonunda market raflarındaki fındık ezmesi fiyatları neredeyse iki katına çıktı. Kimse "talep birden patladı" demedi — çünkü patlamayan, arzdı. Fiyatların neden yükseldiğini ya da düştüğünü anlamak için çoğu zaman tek bir soruyu sormak yeter: azalan mı, yoksa çoğalan mı?

Arz: Üretici ne zaman daha çok satmak ister?

Bir üretici için mantık basit: satış fiyatı yükseldikçe, üretmeye ve satmaya daha istekli olur. Maliyetler sabitken yüksek fiyat, doğrudan daha yüksek kâr demektir.

Ama bu kural her zaman işlemez. 2021-2022 arasında yaşanan küresel çip krizini hatırlayın — otomobil fiyatları yükseldiği halde üreticiler daha fazla araç üretemedi, çünkü elektronik aksam bulamıyorlardı. Fiyat sinyali doğruydu, ama üretim tarafında fiziksel bir tıkanıklık vardı. Buna arz şoku deniyor: bir maden ülkesindeki grev, bir fabrika yangını ya da bir limandaki tıkanıklık, piyasadaki ürün miktarını fiyattan bağımsız olarak aniden düşürebilir.

Talep: İstemek yetmez, bütçe gerekir

Talep tarafında da benzer bir kural var — fiyat düştükçe insanlar daha çok almak ister. Ama ekonomistlerin üzerinde durduğu asıl nokta şu: milyonlarca kişinin bir ürünü istemesi, piyasada talep yaratmaz. Talep, o ürünü satın alacak bütçeye sahip kişilerin fiilen piyasaya çıkmasıyla oluşur. Yeni çıkan bir telefonu 50 milyon kişi "isteyebilir"; ama o telefonu o hafta satın alacak parası olan 2 milyon kişi varsa, piyasadaki gerçek talep odur.

Bu yüzden ekmek gibi zorunlu ürünlerde fiyat artsa da talep pek düşmez (düşük esneklik), ama bir markanın ceketinde fiyat biraz oynadığında alıcı hemen vazgeçebilir (yüksek esneklik). Dana eti pahalandığında tavuğa yönelmek — ikame ürün etkisi — tam da bu esnekliğin bir sonucu.

Peki denge nasıl oluşuyor?

Arz eğrisi yukarı, talep eğrisi aşağı eğimlidir; ikisinin kesiştiği nokta denge fiyatını verir. Teoride basit. Pratikte, bu denge sürekli kayıyor çünkü iki taraf da durağan değil.

Depoda stok birikince — yani arz, talebi geçince — işletmeler indirime gider. Sezon sonu %70 indirimlerin arkasındaki mantık budur. Tam tersi olduğunda, yani sınırlı bir ürünü çok kişi isterse, fiyat hızla tırmanır. 2020-2021 pandemi döneminde ikinci el araç fiyatlarının sıfır araç fiyatını geçmesi bunun net bir örneğiydi: fabrikalar üretimi durdurmuştu (arz düştü), elinde nakit biriken tüketiciler ise mevcut araçlara hücum etti (talep arttı) — iki güç aynı anda ters yönde çalıştı ve fiyat resmen anormal bir seviyeye sıçradı.

Kuralın işlemediği yer: Veblen etkisi

Şimdi ilginç kısım. Lüks ürünlerde bu kural bazen tam tersine döner. Bir markanın çantası ya da saati pahalandıkça, ona olan talep düşmez — artar. Buna Veblen etkisi deniyor. Mantık, ürünün kendisinden çok, ürünün temsil ettiği ayrıcalıktan geliyor: fiyat yükseldikçe erişebilen kitle daralır, sahiplik daha "değerli" hale gelir. Bu yüzden lüks markalar bilerek arzı kısıtlı tutar — üretim kapasitesini artırıp herkesin alabileceği fiyata çekseler, o ürünü çekici kılan şey de birlikte kaybolur.

Algoritmalar işi hızlandırdı

Eskiden bu denge haftalık ya da aylık ayarlanırdı. Şimdi saniyeler içinde oluyor. Bir yolculuk uygulamasına yağmurlu bir akşam girdiğinizde fiyatın aniden yükselmesi, algoritmanın o bölgede sürücü azlığını ve talep artışını anlık ölçüp fiyata yansıtmasından başka bir şey değil. Aynı mantık, stokları azalan bir ürünün sayfasına çok kişi girdiğinde fiyatın otomatik yükselmesinde de çalışıyor.

Enflasyonla bağlantısı

Enflasyon iki koldan besleniyor. Piyasadaki para arzı ve harcama iştahı üretimin önüne geçtiğinde talep enflasyonu oluşuyor. Ham madde, enerji ve işçilik maliyetleri arttığında ise üretici bunu fiyata yansıtmak zorunda kalıyor — bu da maliyet enflasyonu. Merkez bankalarının şirket bilançolarından çok küresel arz-talep tablolarına bakmasının nedeni bu: petrol arzındaki bir kesinti kararı, enerji hisselerini bilançodan çok daha hızlı hareket ettirebiliyor.

Peki devlet araya girerse?

Burada teori genelde susuyor ama gerçek hayatta çok karşılaşılan bir durum var: devlet fiyata tavan koyarsa (örneğin kira fiyatlarına üst sınır getirilmesi gibi), denge fiyatı oluşamaz. Piyasa fiyatı daha yüksek bir noktada dengelenmek isterken, tavan onu aşağıda tutar. Sonuç genelde aynı: resmi fiyat düşük kalır ama ürün ya da kiralık daire ortadan kaybolur, çünkü satıcı ya da ev sahibi o fiyata satmak/kiralamak istemez. Kısaca fiyat sabit kalır ama arz küçülür — kağıt üzerinde ucuzluk, gerçekte kıtlık.

Sonuçta arz-talep, ekonomi kitaplarında kalan soyut bir formül değil. Bir sonraki sefer bir fiyat değişikliğiyle karşılaştığınızda ("neden bu kadar arttı/düştü?") sormanız gereken tek soru şu: azalan mı, yoksa çoğalan mı — ve kimin elinde gerçekten bütçe var?

Kaynaklar

Bu içerik, NewHaber Ekonomi Masası editörleri tarafından incelenmiş ve güncel kaynaklarla desteklenmiştir.