Hindistan’da diri gömülen bebek ‘Pari’ kurtarılamadı, köy yaslı

Kuzey Hindistan’da nehir kıyısında hayvanlarını otlatan Shyam Babu, toprağın arasından fırlayan minik bir kol görünce durdu; gördüğü sahne, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi bütün çıplaklığıyla hatırlatıyordu. Oyuncak sanılabilecek kadar küçük ve narin o kol, yaklaşık 30 santim derine gömülmüş, bir havluya sarılı, henüz yeni doğmuş bir kız çocuğuna aitti. Beden neredeyse kıpırdamıyordu ama nefes vardı.
Biraz daha yaklaşınca çocuğun parmaklarının titrediğini gören Babu, nabzını da hissetti. O an anladı: Bir bebek diri diri toprağa bırakılmıştı. Yardım çağırmak için koştu, kısa sürede çevrede kalabalık oluştu. Köyde korku ve şaşkınlık birbirine karıştı.
Olay yerine gelen polislerden biri sıkılaşıp sertleşmiş zemini elle kazdı. Yaklaşık 15 günlük olduğu tahmin edilen bebek çamur içindeydi; ağzı ve burnu toprağa dolmuş, nefes almak için çabalıyordu. Kaldırılırken çıkan zayıf çığlık kalabalığı bir an susturdu. Sessizlik ağırlaştı.
Kurtarıldı, ‘Pari’ adı verildi
Minik kız, Shahjahanpur Tıp Fakültesi’ne yetiştirildi. Doktorlar ciddi enfeksiyon, solunum sıkıntısı, yaralanmalar ve sepsis bulgusu saptadı. İlk muayenede yüzü oksijen eksikliğinden morarmış, vücut ısısı tehlikeli seviyede düşüktü; tansiyonu ölçülemeyecek kadar zayıftı. Yine de ekip, başlangıçta küçük de olsa bir umut gördü. Serviste kalp atımını izleyen cihazın tekdüze sesi, steril küvözün başında geceler boyu yankılandı. Hastanede sessiz bir bekleyiş hâkimdi.
Hekimler ve hemşireler o gün ona bir isim verdi: Pari. Hintçede “melek” anlamına gelen bu ad, yaşam mücadelesine tutunan küçüğe yakıştı. Dr. Rajesh Kumar o anları, “Mucizeler olur. Bütün ekip minik kızı hayatta tutmak için çalışıyor. Personelimiz ona aile gibi bakıyor” sözleriyle anlattı. Koridorda umutla endişe yan yana yürüdü; hastane personelinin yüzünde yorgunluk kadar kararlılık da vardı.
Bu sırada polis, bebeğin ailesine ulaşmak için çevrede çalışma başlattı. Vakayı yürüten Gourav Tyagi, üç olasılığı değerlendiriyordu: Ailenin hasta çocuğun öldüğünü sanarak yerel gelenek gereği toprağa vermiş olması, bebekte görülen sindaktili nedeniyle damgalanma korkusuyla terk edilmesi ya da cinsiyet nedeniyle uzaklaştırılması. Soruşturma genişletildi; izler kırsalın tozlu yollarında kayboluyordu.
Hastanede geçen ilk 24 saat az da olsa umut verdi. Ardından tablo hızla değişti. Yüz ve saçlı deride nekroz yayıldı, solunum giderek güçleşti. Oksijen desteği ve kan nakli gerekti. İki haftayı doldurduğunda, Pari ciddi derecede yetersiz beslenmişti ve ağırlığı 1,7 kilogramın altındaydı; bu durum enfeksiyonla savaşmasını daha da zorlaştırdı. Bir süre sonra acı haber geldi. Polis, bebeğin hayatını kaybettiğini doğruladı. Hastane çalışanları derin bir hüzne kapıldı; serviste duygulu anlar yaşandı.
Yoğun bakım hemşirelerinden Sarita Singh “Vefat ettiğinde söyleyecek söz bulamadım. Tüm monitörleri çıkarmak ve bebeğin gitmesine izin vermek zordu. Biz onun ailesiydik” dedi. Koridordaki yavaş adımlar, o günün ağırlığını anlatmaya yetiyordu.
Kökleri derin ayrımcılık
Pari’nin bulunduğu Shahjahanpur bölgesi, kuzeyin verimli ovalarında, pirinç ve buğday tarlalarının çevrelediği kırsal bir coğrafya. Güneyde kutsal Ganj Nehri akıyor. Tarımsal yaşamın düzeni, yüzeyin altında güçlü geleneklerle biçimleniyor. Bu kültürel baskıyı en çok hissedenlerden biri de onu bulan Shyam Babu oldu. “Çocuğu kendim çıkarma cesaretim yoktu. İnsanların beni göreceğinden, yanlış şeyler düşüneceğinden ve beni suçlayacağından korktum” sözleri, köylerdeki yargının gölgesini gösteriyor.
Resmî verilere göre 2011 sayımında bölgede her 1000 erkeğe karşılık yalnızca 872 kadın bulunuyordu. Aktivistler bu dengesizliğin, kız çocuklarını sistematik olarak değersizleştiren ve yetiştirmeyi daha az arzu edilir kılan kültürel, ekonomik ve sosyal önyargıların ürünü olduğuna dikkat çekiyor. Köylüler arasında konuşulanlar da bu tabloyu destekliyor: Bazıları erkek evlat baskısının ağırlaştığını, çeyiz yükünün aileleri zora soktuğunu anlatıyor. Bir sebze satıcısı, düğünlerde damat tarafının taleplerinin yıllardır sürdüğünü, bunun “zamana yayılan bir yük”e dönüştüğünü söylerken; başkaları cinsiyet öğrenmek için gizli yollara başvurulduğunu, kız fetüslerin kürtajla sonlandırıldığını aktarıyor. Kırılgan hayatlar, görünmez kararların arasında sönüyor.
1994’ten bu yana fetüsün cinsiyetinin tıbben belirlenmesi yasak. Yine de özellikle kırsalda yasa dışı ve tehlikeli bir kürtaj ağının varlığından söz ediliyor. Shahjahanpur emniyetinin başındaki Rajesh Dwivedi, cinsiyet belirleme testlerinin zamanla azaldığını, ancak gizlice sürdürüldüğünü kabul ediyor. Tüm tabloyu bir anda değiştirmek mümkün değil; fakat değişim için ısrar gerektiği açık.
Bu önyargıyla mücadeleye yıllarını veren aktivist Sunita Aralikar, bebekken benzer bir kaderden kurtarıldı. Ona göre algılar hâlâ sert. Yine de çözümün adresini işaret ediyor: “Eğitim ve fırsatların sorunu bir gecede çözeceğini söylemiyorum, ama en azından şartları eşitleyecektir. Kızların başarılı olduğunu gördükçe onlara yatırım yapmaya değer olduklarına inanırsınız.” Birleşmiş Milletler’in Dünya Nüfus Durumu raporunda 2020 itibarıyla Hindistan’da 45,8 milyon ‘kayıp kız’ olduğu tahmin ediliyor; bu rakam, doğum öncesi cinsiyete göre kürtaj ve doğum sonrası cinayetlerin birleşik etkisini gösteriyor. Rakam büyük, hikâyeler daha da ağır.
Geçen yıl Gorakhpur’da yol kenarında bulunan bir bebek tedaviyle yaşama tutundu. Aynı ay Bareilly’de bir tarlada 20 günlük bir kız çocuğu bulundu; Baghpat’ta bir çöplükte 10 günlük bir bebek çıkarıldı. Bu olaylar, tekil vakaların ötesine uzanan bir düzenin ipuçları gibi. Köylerde acı ve öfke yan yana duruyor.
2015’te Narendra Modi hükümeti, “Beti Bachao, Beti Padhao” yani “Kız Çocuğunu Kurtar, Kız Çocuğunu Eğit” kampanyasını başlattı. Hükümet verilerine göre doğumdaki ulusal cinsiyet oranı 2014-15’te 1000 erkeğe karşı 918 kız iken, 2019-20’de 934’e yükseldi; kız çocuklarının ortaöğretimdeki brüt okullaşma oranı aynı dönemde %77’den %81’e çıktı. Fakat bir parlamento komitesi, 2021’de program bütçesinin %79’unun somut sağlık ve eğitim adımları yerine tanıtıma gittiğini not etti. Kentlerde ve kasabalarda her yerde görülen afişler ve duyurular, bazen gerçeğin önüne perde çekiyor. Pari’nin ölümü sonrasında ulusal ekranlardaki sessizlik ise derin oldu; kalıcı bir öfke dalgası oluşmadı. Bu suskunluk, en az rakamlar kadar sarsıcıydı.
Olay yerine geri döndüğümüzde, bulduğu bebeği evine getirmek istediğini söyleyen Shyam Babu’nun yüzündeki çizgiler çok şey anlatıyor. Eşi de aynı isteği paylaşmış. Daha çok çalışıp büyütebileceklerine inanmışlar. Fakat haberi alınca umutları dağıldı; içindeki sızı kaldı. Babu, onu topraktan çıkarabildi ama, kader ağır bastı.





