Yazan: Serdar İLGİN
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada paylaşılan bir yazı oldukça dikkatimi çekti.
Başlık: “Cem Yılmaz ile Askerlik Anım”
Anlatılanlara göre, Cem Yılmaz 2001 yılında Ankara MEBS Okulu’nda askerlik yaparken, "karma bölüğünde" herkesle birlikte aynı ranzada kalıyor, gösteriler yapıyor, mütevazılığıyla gönülleri fethediyormuş. Okurken bir film sahnesi gibi gözünüzde canlanıyor, değil mi?
Ama ben bu anlatıya sadece göz ucuyla bakmadım.
Çünkü ben de o dönemde oradaydım.
Ve bazı şeylerin hiç de anlatıldığı gibi olmadığını çok iyi biliyorum.
Ben Mamak’ta Askerdim. Aynı Zamanda Şahidim.
2001 yılında ben de Ankara Mamak'ta askerlik görevimi yapıyordum.
3. Operatör Çavuş Talimgâhı'nda, onbaşı eğitimi alıyordum.
Acemi birliği, birçok farklı bölümden oluşuyordu ve her biri birbirinden oldukça farklı yapıda bölüklere sahipti.
Cem Yılmaz’ın askerlik yaptığı “karma bölüğü”nü çok iyi bilirim.
O dönemde, birçok kişi gibi biz de merak edip, o bölükte görev yapan askerlere sık sık sorardık:
“Cem Yılmaz’ı görüyor musunuz?”
Ancak neredeyse her seferinde aldığımız yanıt aynıydı:
“Hayır, hiç görmedik.”
“Cem Yılmaz’ı görüyor musunuz?”
Cevap hep aynıydı:
“Yok abi, hiç görmedik.”
Madem Aynı Ranzadaydınız, Kimse Neden Hatırlamıyor?
Sosyal medya yazısında Cem Yılmaz’ın karma bölükte ranzası olduğu, herkesle samimi diyaloglar kurduğu söyleniyor.
Fakat gerçek şu: O bölükte kalan askerlerin hiçbiri Cem Yılmaz’la aynı ortamda bulunduğunu hatırlamıyor.
Çünkü büyük ihtimalle bulunmadılar.
Çünkü orada, yani "karma bölüğü"nde kalanlar arasında asker kaçağı olan da vardı, cezaevinden yeni çıkmış olan da…
Sizce, toplumca tanınan bir sanatçıyı bu koğuş ortamında sıradan bir er gibi bırakırlar mı?
Bunu bir askere sormayın, sağduyunuza sorun.
Cevabı kendiliğinden gelir.
Ben Cem Yılmaz’ı Sadece Bir Kez Gördüm. O da...
Tek bir kere gördüm onu.
Yer: Mamak ziyaretçi parkı.
Büyük, iki katlı kapalı bir alanın olduğu park alanı. O gün ben de oradaydım.
Bir anda üst kat tamamen boşaltıldı. Askerler ve ziyaretçiler çıkarıldı.
Sonra içeriye Cem Yılmaz, Mazhar Alanson ve bir hanımefendiyle birlikte giriş yaptı. Yanlarında birkaç kişi daha vardı.
Bir süre kaldılar, sonra çıktılar.
İşte bu kadar.
Ne koğuşta kaldığını gördüm, ne kantincilerle sohbet ettiğini, ne de gösteri yaptığını.
Ve tanıdığım, sorduğum hiçbir asker de böyle bir şeye şahit olmadı.
Sosyal Medya Gerçekliği: Hikâye mi, Hakikat mi?
Sosyal medya artık herkesin kendine bir hikâye yazdığı, kahramanlar yarattığı bir yer haline geldi.
Cem Yılmaz’ın başarılı ve sevilen bir sanatçı olması kimsenin itiraz edeceği bir şey değil.
Ama “askerlikte mütevazılığıyla gönüllere taht kurmuş” anlatısı, bir yerden sonra gerçekle bağını kaybediyor.
Güzel bir hikâye anlatmak uğruna, olmayan ranzaları yazıya eklemenin kime ne faydası var?
Sahi, Gerçeğe Ne Zaman Saygı Göstereceğiz?
Toplum olarak duymak istediğimiz hikâyeleri, yaşanmış olandan daha çok seviyoruz.
Gerçek sade geldiğinde hemen süslemeye başlıyoruz.
Ama unutmayalım, her süsleme biraz da gerçeğin üzerini örtmektir.
Ben yaşadığım şeyi anlatıyorum.
Şahitliğim var.
Ve bugün birileri sosyal medyada “Cem Yılmaz ranzada yatıyordu” diye yazınca, gülümsüyorum. Çünkü yalanı süslemek, hakikati yaşamak kadar zor değil.
Gerçek güzeldir. Abartmaya gerek yok.
Ve eğer bir gün Cem Yılmaz bu yazıyı okursa, eminim o da dürüstçe hatırlayacaktır:
“Evet, Mamak’taydım. Ama anlatıldığı gibi değil.”